AikidoRÖPORTAJ

SANSEİ TANSER KILIÇ: EGO HASTALIĞINI YOK EDEMEDİK

Türkiye Wushu Federasyonu İcra ve Danışma Kurulu Üyesi ve Aikido Branşı Teknik Kurul Başkanı sayın Tanser KILIÇ haber müdürümüz Hüsnü ERDEM ile samimi ve içten cevaplarla AİKİDO camıasına yararlı olacağına inandığımız röpörtajı yayınlamaktan onur dyarız.Ayrıca bizleri kırmayıp değerli vaktini dergimize röpörtaj vererek ‘’dojospor.com’’verdiği destekten dolayı teşekkür ederiz.

 RÖPORTAJ: HÜSNÜ ERDEM

H.E : Do” yolculuğunuz ne zaman ve nasıl başladı?T.K : Öncelikle şahsınıza ve dergi yönetimine teşekkür etmek isterim. Bizlerin görüşlerine yer vermenizin yanı sıra faaliyetlerimize her zaman ilgi göstermeniz bizleri ve camiamızı her zaman mutlu etmiştir.

Ben deniz 1976 yılında jimnastik ile spor hayatına başladım. Bunun yanı sıra atletizm merakım vardı ve zaman zaman Sn. Mehmet YURDADÖN hocamın antrenörlüğünde Kars ilimizde çalışmalarım oldu. Türkiye’de 1500 m- 3000 m ve 100 m lerde derecelerim oldu.1982 yılında Kaşgar’dan gelen Türk asıllı Kung-Fu hocası Mahmut ÇATAROV hocamın daveti ve teşvik etmesi ile Do sporu ile tanıştım ve 1 yıl talebesi oldum. Kendisini rahmetle anıyorum.

1984 yılında hocamın vefatıyla Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde mektuplu öğretim eğitimi alırken Kars Beden Terbiyesi Bölge Müdürümüzün, kendisini saygıyla anıyorum (Sn Elfaziye ALPTEKİN), getirdiği Karate antrenörü ile çalışmalarıma devam ederek 3 yıl öğrencilik yaptım. 1988 yılında askerlik görevimi yaptıktan sonra, benim için Ankara’daki maceram başladı ve 19 Mayıs Şefik TETİK Boks salonunda 67 kiloda amatör kulüpler serbest stil full kontak müsabakalarına katıydım. Aynı zamanda kamuda göreve başlamış ve arayış içerisinde idim.

Resmi bir görev ile Japon sefaretinin Ankara’da elçilik resepsiyonuna katılmıştım. Yıl 1989 Kasım ayı benim Aikido ile tanışmamın başlangıcı olmuştur. Resepsiyon açılışında iki Japon ateşenin Aikido tanıtımını yaptığını o zaman gördüm. Merak ederek sordum, “Bu nasıl bir spor?” dediğimde bana, “Bu bizim Savaş ve Sevgi Sanatımız AİKİDO.” dediler. Bu durumu önce garipseyerek onlara sordum, “Savaş ve Sevgi nasıl bir arada olabilir ki?”. Yaşlı ve bilge bir Japon bana şöyle dedi, “Her ikisi de biz insanların elindedir. Savaşçının yolu disiplin uyum ve barış olmalı, gerektiğinde barış ve sevgi için savaşmalıdır. Öncelikle biz, kendi benliğimizle barışmak için savaşmalıyız ki; sevginin varlığını ve devamlılığını sağlayabilelim.” diyerek gülümsedi ve nazikçe beni selamladı.

Bu durumdan etkilenmiştim. Araştırmaya karar verdim ve eski sefaret binasında Aikido öğrenebileceğimizi ama elçiliğin 2nci katibin uygun olduğu gün haftada yalnız bir gün ve 2 saat idi. Biz 3 arkadaş 2 yıl sefarete gidip gelmeye başladık daha sonra 2. katibin Japonya’ya gideceğini öğrendik ve bu duruma üzüldük. Başka bir yerde Aikido olup olmadığını bilmiyorduk. Spor Müdürlüğü’nden aldığımız bir bilgiye göre İstanbul’da hocaların olduğunu ve Ankara’da bir hocanın Aikido kursu açacağı bilgisi geldi, bildiğim kadarıyla gerçekleşmedi. Biz 1993 -1997 yılları arasında arkadaşlar ile Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü’nün Spor Kulübündeki Judo hocalarına giderek yarım yamalak karmaşık bir Aikido yapmaya devam ettik. 2003 yılında günümüzün ve ülkemizin duayenlerinden ve halen hocamız olan Sn. Ali ULUDAĞ hocamız ile tanışarak gerçek Aikido öğrenmeye başladık. Ali Hocamızın senpailerinden Barış KILIÇHAN, Yusuf AŞÇIOĞLU, İlham ÜÇOK, Banu ALIŞVERİŞÇİ ve Viktor BALABAN eğitiminde Eryaman’da bir Dojo kurularak Aydın KIRAN Hocanın nezaretinde idmanlara devam etmeye başladık ve kalabalık bir grup olmuştuk. Aynı zamanda grubumuzun bir bölümü bugün Teknik Kurul üyemiz olan Aydın KIRAN ve Yiğit DEĞİRMENCİOĞLU Wing-Tsun branşı ile de ilgileniyorlardı ve ikisini bir arada götürmeye devam ettik. Spor Genel Müdürlüğü’nde sırasıyla Judo Federayonu, Mücadele Sporları Federayonu ve en son Wushu Federayonu’nda Aikido alt branşı oluştu. Benim diğer branşlardan antrenörlük belgem vardı ama Aikido’da resmi belgemiz yoktu. Bu durumdan rahatsızdım ve resmileştirmek istiyordum. Çok değerli arkadaşım ve dostum olan, o zaman Federasyon’da branşın Teknik Kurul Başkanı olan, Sn. Aytekin KARACA ile iletişim kurarak denklik talebinde bulunduk ve talebimiz olumlu olarak değerlendirildi. Bir kısım sporcu denkliğe girerek resmi Dan diplomalarımızı aldık. Bu hizmetlerinden ve ilgisinden dolayı Sn. Aytekin KARACA’ya şahsım ve öğrencilerim adına teşekkür ediyorum. İşte bizim özet Do yürüyüşümüz böyle başlamıştır.

H.E : Türkiye’de Aikido’ya olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? “Do” mücadele sanatları ile ilgilenenler “Do”yu nasıl anlamalı? Uzakdoğu mücadele ekollerini nasıl değerlendirmeliyiz?

T.K : Türkiye’de Aikido’ya çok büyük bir ilgi var. Önemli olan bu ilgiyi yanlış ellerden ve rant kapılarından korumaktır. Bu sporla ilgilenenler Do’yu öncelikle yaşam biçimi olarak benimsemeli ve ahlâklı olmayı hedeflemelidirler. Bilgiyi bir şekilde satın alabilir, çok iyi teknikler ve kombinasyonlar oluşturabilirsiniz; ama ahlâk ve disiplin satın alınamaz. Çünkü, bana göre, Do spordan önce düsturları bulunan bir yaşam sanatıdır. Günümüzde uzakdoğudaki ekoller ne yazık ki eskiden olduğu gibi kaliteli değildir. Tamamen eline çanta alan misyonerler gibi rant peşinde koşmaktadırlar. En büyük pazar da üzülerek ifade ediyorum Türkiye olmuştur. Kişinin gerçek sanat sahibi olması bazıları için hiç önemli değil; tahtadan yapılan kenleri bile kullanmasını bilmeyenler kılıçlar ile resim çekilerek, samuray pozları vererek, bu yolla reklam yaparak Aikido hocası olarak görülmeye başlandılar ve doğal olarak bir çürüme başladı.

H.E : Mücadele sporları mı, mücadele sanatları mı? Sizin yaklaşımınız hangi yönde? Aikidoda bir yeniden yapılanma sözkonusu. Bir yanda intibaklar, diğer yanda dan sınavları, antrenörlük çalışmaları hızla sürüyor.Teknik Kurul Başkanı olarak Aikido’nun çıtasını yükseltecek güzel projelere imza atıyorsunuz. İlk etapta hedeflediklerinizi gerçekleştirdiğinizi düşünüyor musunuz?

T.K : Bütün bu çürümeleri önlemek için bir takım önlemler almaya başladık. Bütün camiamıza aynı mesafede hizmet vermeye gayret ediyorum. Bu işi yapanları yasal mevzuat içerisine yönlendiriyoruz. Bunu yaparken de gerçekten özgüveni olanlar tatamide kendilerini ispat ediyor ve er meydanına çıkabiliyorlar. Bildiğiniz gibi Aikido’da müsabaka yoktur. Olmadığı için birçok insan kendisini en iyi hoca ilan etmeyi marifet sanıyor. Bugün hak mahrumiyetini önlemek için zaman zaman denklik yaparak, sınav yaparak gerçekten gönül verenlerin önünü açmaya çalışıyoruz. Teknik Kurul Başkanı olarak ilk hedefim daha bilinçli, eğitimli ve aynı zamanda dağınık veya birbirlerine husumeti olan grupları bir araya getirerek Aikido’da birliği sağlamaktır. Bu hedefimin %70 ini gerçekleştirdiğimi düşünüyorum ama bu yeterli değil. Yine hedeflerim arasında bulunan ayrı bir kurul (Yüksek Teknik Kurulu) oluşturmak ve bu kurulun 5inci Dan adaylarını değerlendirerek önlerini açmalarını sağlamaktır. Bununla birlikte kurulların etkinliğini artırmak ve daha çok arkadaşımıza görev verebilmek, hizmeti paylaşmak için her yıl kurullarda değişiklik yaparak bunu federasyon yönetimine sunuyoruz. Tabi iyi niyetli olanlar gibi benim de arzuladığım Türkiye’de Aikido’da tam birliği sağlamak ve özerk federasyon olmaktır. Ama biliyorum ki olsa bile çok fazla yaşama şansı yoktur; çünkü çok ilginçtir ki ülkemiz Aikidokaları uyum ve yol konusunda çok farklı kulvarda yürüyorlar. Çok felsefi olduğunu ilan edenler, tam ters yolda kin ve husumetle, fitne ve fesatla daha çok zaman geçirmektedirler. Bunları itiraf etmek çok acı ama gerçek bu! Kimse “Kral çıplak!” diyemiyor, kimse kendi ağzını temizleyemiyor. Bildiğiniz gibi şu anda Türkiye Wushu Federasyonu’na bağlıyız; ancak zaman zaman camianın soruları vardır. “Wushu Çin sporu, neden Wushu Federasyonu’na bağlıyız?” Derler. Evet haklı olabilirler; fakat daha önce Judo Federasyonu’na bağlı idik ve bir Japon sporu idi. Peki biz Aikidokalara ne faydası oldu ya da ne gibi avantajları oldu bunları da sorgulamak gerekir. Bana göre türlerin geçmiş menşeileri değil; yönetimlerin bize ne kadar destek verdikleri veya ne kadar önem verdikleridir.

H.E : Federasyon olarak önümüzdeki günlerde uygulayacağınız yeni stratejileriniz neler? Nasıl bir Aikido camiası hedefliyorsunuz? Aikido’nun, Wushu Federasyonu çatısı altında olmasının bir dezavantajı var mı? Camianın bu konudaki beklentileri neler?

T.K : Ben şunu biliyorum; Judo veya Mücadele Federasyonu’na bağlıyken kapıdan geçemezdik, kendimize bir muhatap bulamazdık. Bunlar, branşların menşei ile ilgili değil; yönetim zihniyetleri ile ilgilidir. Wushu Federasyonu yönetimi şimdi Aikido branşı ne talep ederse, Federasyon elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret etmektedir. Bundan dolayı sizlerin aracılığı ve bu söyleşi vesilesi ile Sayın Abdurrahman AKYÜZ ve Sn Zeki AKINCI ve yönetimine çalışanlarına Genel Sekreter ve Koordinatöre camiamız adına teşekkür ve şükranlarımı sunarım.. Hatırlatmadan geçemeyeceğim konulardan biri de Sn. Aytekin KARACA, resmiyetin önünü açmış bu konuda büyük mücadele vermiştir. Bazıları beni yanlış değerlendirebilirler, kaba bir tabirle yağ çektiğimi düşünebilirler, ama ben, Aytekin KARACA’ya ve başkanlığı dönemindeki Wushu yönetimine de şimdiki Wushu yönetimine de teşekkür ediyorum; çünkü Aikido camiasına bütçeleri olmadığı halde kendi bütçelerini her zaman paylaştılar.

Tabi ki bizi eleştiren bir çok arkadaşımız var. Bunlar doğaldır ;ama bana göre, beni eleştirenler ya da arkamdan karalayanlar veya federasyondan beklenti ve talepleri olanlara bir tavsiyem var: Öncelikle kendilerine bir sporcu lisansı çıkarmaları ve bir kulüp kurmaları. Hepsinden önemlisi de gerçek anlamda spor ahlakını oturtmalarını öneriyorum.

Camianın en büyük beklentisi, Türkiye’de bir Aikido federasyonunun kurulmasıdır. Tabi ki bu istek hepimizin isteğidir. Ancak bir gerçek var: Öncelikle biz olimpik bir branşa sahip değiliz ve ülkemizde yaklaşık olarak 3000 kişi Aikido yapmaktadır. 3000 kişiden sadece 1050 kişi lisanslı olup 1200 kişi federasyondan kimlik ve Dan diplomasına sahiptir. Daha da ilginç olanı, federasyon isteyenlerin hemen hemen % 95’i lisanssız ve spor kulübünden yoksundur.

H.E : Birçok spor dalı belirli bir yaşa hitap ediyor ve onrta yaşa gelindiğinde sistemin dışına çıkmak zorunda kalıyor insan. Oysa Aikido 7’den 70’e herkesin rahatlıkla ve zevkle yapabileceği bir branş. Özellikle ortayaş grubundaki insanların sporla ilişkilerinin kısıtlı olduğunu göz önünde bulundurursak, Aikido bir alternatif olabilir mi? Uzakdoğu sporları aynı zamanda bir düşünce sistemini de içinde barındırıyor. “Do” bilinci insanlara neler kazandırıyor, neler vaad ediyor? Gerek federasyon aracılığıyla gerekse özel girşimlerle dünyada ün yapmış birçok aikido ustası ülkemize geliyor, seminerler veriyor. Dünyada uygulanan aikido ile Türkiye’de uygulanan aikido arasında bir nitelik farkı var mı? Türkiye’deki aikidonun gelişimini nasıl görüyorsunuz?

T.K : Aikido’nun diğer branşlardan önemli farklılığından biride 7’den 70’e herkesin yapabilmesine imkan vermesidir. Ülkemize zaman zaman, tabi ki kaliteli, Aikido duayenleri gelmektedir. Biz mümkün olduğunca bunların gelmelerine ve faaliyet yapabilmelerine yasal izin vererek, getiren arkadaşlarımızı destekliyoruz. Gönül ister ki her antrenörün ihtiyacına cevap verebilelim; ama bahsettiğim gibi camiamızda yok edemediğimiz kötü bir hastalık var. Bu hastalık, “En iyi benim hocam, en iyi yabancı hocayı ben getiriyorum, diğerlerininki iyi teknik bilmiyor, benim grubuma katılın vs.” gibi bir hastalıklı ego ağırlığı sirayet etmektedir. Tabi benim gibi vuruşlu ya da müsabık branşlardan Aikido’ya gelenler, bu tür absürt böbürlenmelere gülüyoruz. Çünkü adama demezler mi, “Kaç kez gerçekten ringde, tatemide müsabaka yaptın?”. Ben bunlara üzülüyorum. Bizleri tanımayan bazı genç kardeşlerimiz de sadece kendilerinin Aikido’yu bildiklerini söyleyerek bizlerin backgroundlarımızı sorgulayabiliyorlar. Ben hiçbir zaman en iyi sporcu, en iyi Aikidocuyum deme gafletinde bulunmadım, bulunmam da; çünkü ben halen öğrenmeye gayret eden ve öğrendiğimi zannettiklerimi de öğrencilerime öğretirken, “Benim öğrenmeye çalıştıklarım buna benziyordu.” diyerek öğrenci olduğumu her zaman hatırlatma sorumluluğumu sürdürüyorum.

Dünyada uygulanan Aikido ile ülkemizde uygulanan Aikido’yu karşılaştırdığımızda şunları söyleyebilirim:

Hocalarımın yanında birçok seminerlere iştirak ettim. Bunlardan birkaç örnek verecek olursak en çok önemsediğimiz Japon hocalardı (Kenji KUMAGAİ, ve Gako, hoca; hatta Gako Sıhhan O Sense inin yanında çocukluğundan itibaren yetişmiş O Sensei nin vefatına kadar kalan ve kefenleyen bir ustadır. Dinledim izledim kendimce analiz ettim onlarla sohbet ettim ve farklılıkları sorguladım. Gördüğüm bir şey vardı bu ayrım ve sen ben o yada uygulamalar kavgalar onlarda da vardı. Onlarda ortak olan bir şey vardı Şintoızm de birleşiyorlardı. Bizde Türk Aikido’cuları olarak iyi gençler yetiştirmede dinde ,dilde ülküde bayrak da ve gerçek olan Yaradan’ın yolunda ortak olalım sevgide ortak olalım diyorum.

Aikido nun anasıda babasıda birdir. Her eğitmenin kombinasyon veya varyasyon farklılıkları vardır. Örneğin benim elimden kolumdan tut ben sana aikido tekniği yapayımmı diyeceksiniz. Fiziki temas başlar başlamaz zamanlamanız ve psikolojik durumunuz uyumlu değilse korkularınızla yüzleşememişseniz bir saldırıyı aikido yaparak bertaraf edemezsiniz. Aikido felsefi olduğu kadar çok önemli bir DO savaş sanatıdır. Saldırıya uğradığınız zaman kendinizi savunmanız için savaşamıyorsanız o zaman sadece gösteri yapabilirsiniz. Bu gün neyazık ki ülkemizde çoğu insan aikido yu korunmak için öğrendiğini sanıyor. Ama gerçekten öğretebilen kaç hoca var ? onu sorgulamak lazım. Kişi önce fiziki olarak kendisini terbiye etmeli sağlıklı bir yaşam felsefesi oluşturmalı daha sonra sanatın gerçek yüzüyle tanışmaya çıkmalıdır. Bütün sen ben kavgalarına rağmen ülkemizde aikidonun çok daha iyi seviyelere gelebileceğine inanıyorum, buda bizlerin birlik olmasıyla paylaşımla olabilir. Her ülkenin kendi kanunları vardır, Japonya da veya başka bir ülkede mevzuat böyle oluyor diye bizimde aynısını yapmak gibi bir lüksümüz olamaz önce insana saygı göstereceğiz. Önce benim ülkem, benim ülkemin insanı olarak görmek zorundayız. Yoksa AİKİKAİ vakfının kasasını doldurmak için diploma teşviki olmamalıdır. AİKİKAİ vakfı 30 yıldır bu ülkenin insanlarının sırtından milyonlarca dolar kazandı ve kazanmaya devam ediyor, hiç kendinize sordunuz mu ?; aikikaiden iyi bir eğitmen istesek 2-3 ay bizlere ücretsiz ders verseler yol paralarını ve iaşelerini de aikikai karşılasa acaba böyle bir talebimize nasıl cevap verirler. Edemezsiniz ! çünkü onlar kendilerini efendi bizleri hizmetkar görüyorlar. Ben kimsenin bu ülkenin çocuklarının saf duygularıyla oynanmasına onların parasıyla saki kadehi kaldırtmasına alem yapmasına razı gelemem.

Ahlaklı olan, iznini alır, Eğitmen getirir biz destek oluruz. Aksine köstek oluruz ki kimseyi kandırmasınlar diye, ve buna çanak tutanlar bir gün duvara toslayacaklar o zaman onları kimse kurtaramayacaktır.

Türkiye de bir gün federasyon kurulacaksa öncelikle aikido da birlik aikidoda dirlik olmalı umarım bir gün olur. Tüm spor camiamıza, kurullarımıza sevgi ve saygılarımı sunarım.

Tanser KILIÇ

Teknik Kurul Başkanı                   

 

Tanser KILIÇ;

Yüksek okul mezunu. Aikido ve Wushu branşlarında antrenör. Bürokratlar Birliği üyesi, Parlamento Danışmanları Derneği üyesi, Altın Eldivenler Spor Kulübü üyesi ve antrenörü. 2011 Wushu Dünya Şampiyonası kamp hazırlık çalışmalarında aktif olarak kamp müdürlüğü ve antrenörlük görevinde bulundu. Türkiye Wushu Federasyon’u bünyesinde 12 kez antrenörlük kursu ve Dan terfi sınavları yönetti. Başbakanlık Merkez Teşkilatı mensubu. Ayrıca TBMM’de 23 yıldır üst düzey danışmanlık görevini sürdürmektedir. Ve halen aktif spor hayatına Türkiye Wushu Federasyonu Başkanlığı’nda İcra ve Danışma Kurulu Üyesi ve Aikido Branşı Teknik Kurul Başkanı olarak devam etmektedir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı